ahde vefa

8/6/2008 - Bana sevgini bahşet ey Fahri Kainat,

Image Hosted by ImageShack.us
                    Bana sevgini bahşet ey Fahri Kainat,ey Alemlere Rahmet Nebi!

Sadece benim yüreğim değil,tüm yürekler senin sevgi yağmurlarına muhtaç Efendim!Küçük elleri büyük yürekleriyle,ebabiller gibi zulmün üstüne taş olup yağan,Filistinli çocuğun kalbine de yağdır sevgi yağmurunu sağanak sağanak..

Sadece inancını yaşamak,iffetin timsali örtüsüyle toplum sahnesine çıkmak istediği için,alay edilen,dışlanan ve yok edilmeye çalışılan Zeynep’lerin yüreğine de yağ ey Nebi!!Yağ ki;bu sevgi yağmurları onlara direnme gücü versin .Her türlü zulme rağmen ,sevgiyle ve güler yüzle bu kutlu dava yolunda yürüme azmi versin....

ZALİMLERİN YÜREĞİNE DE YAĞ EY NEBİ!!!!!!

Gerçi onların yürekleri taş,beyinleri taş,ruhları hep taş ama;Hz. Ömer’in ve Hz. Halit’in taşlaşmış gönüllerinde bile iman tohumlarını yeşerten Mevla’m, belki onlardan da yeni Ömer’ler yeni Halit’ler yeni Vahşi’ler çıkartır.Eğer hidayet nasipleri değilse,eğer iman tohumları yeşermeyecek kadar kalpleri taşlaşmışsa,onların üzerlerine azap olup yağ ey Nebi,tıpkı Bedir’de Ebu Cehil’lerin üzerine yağdığın gibi......

Bütün bunlardan sonra yine banagel!Şu günahkar,şu katı kalbime, sevgine muhtaç,aşkına susamış yüreğime gir ya Muhammed!!Ay’ı böldüğün gibi yüreğimi de aşkınla ikiye böl!Bir tarafında EN BÜYÜK SEVGİLİ taht kursun en zirveye,bir tarafında sen kur saltanatını Ey Nazlı Sultan!İbrahim’in baltasını al eline ve kır yüreğimdeki bütünputları.Musa’nın elini getir yüreğime ve aydınlat yüreğimi.Musa’nın asasını vur gönlüme!Böl yürek denizimi ikiye ve EN BÜYÜK SEVGİLİ’ NİN sevgisiyle senin sevgin,el ele geçsin yüreğimin en derinine ve en zirvesine giden yoldan ve sonra kapansın yürek denizim, firavunî sevgiler boğulsun iman denizlerimin dalgalarında.Gel yüreğime ya MUHAMMED!Yüreğim;hicretinden önceki Medine gibi seni bekliyor.Yüreğime hicret etya MUHAMMED!Gel ve mescidini kur gönlüme..Münafıklığı ve küfrü kov kalbimden..Ve iman devletini kur yüreğime...

Yüreğime gel ya MUHAMMED!Misafirlerin en azizi,en güzeli!En mübareği ve en mukaddesi!Misafirlerin gülü,en güler yüzlüsü,en güldüren yüzlüsü,güllerin kendisinden güzellik ve ilham aldığı,gül yüzlü ve gül yürekli Nebi!!!Gel ve gülle donat kalbimi!Gel ve nurunla doldur,gel ve sevginle kandır, gel ve aşkınla yandır yüreğimi!Sensiz ana babasını kaybetmiş gözü yaşlı,kalbi yaralı bir yetimim ey Nebi!Gel ve sevindir beni,okşa saçlarımı,al gönlümü.Tut ki;erken yitirdiğin Kasım’ınım,doyamadığın Abdullah’ınım.Tut ki; canının goncası torunun Hüseyin’im.Şefkatinle sar beni,muhabbetinle kuşat beni ey Nebi...

Yüreğime gel ya Muhammed!Yüreğim şimdi Mescidi Aksa...Filistinli çocuklar koşuyor yüreğimin bulvarlarında..Kimisi babasını arıyor gözü yaşlı, kimisi oyun yerine taş atıyor zulmün beynine,kimisi küçük bedenine gelinlik yerine,damatlık yerine bombalar kuşanmış yürüyor küfrün kalbine. Şehadetin gururu ve ay yüzlerinde...

Ve Ümmetin boynu bükük, ümmetin diz çökmüş yüreğimde. Haydi! Yüreğime gel ey Nebi!Cebrail’le,Burak’la gel!Ve imanı yaralanmış,izzeti paralanmış,namusu ayaklar altına alınmış,her cephede yenik düşmüş ümmetinin yüreğini sevgi yağmurlarınla yıka ve çıkar miraca!!!!! ALINTI

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/6/2008 - Gölge et, ama ne olur gölge olma!


Image Hosted by ImageShack.us
Sinoplu Diyojen yanlış söylemiş. "Gölge etme" diyeceğine, keşke "gölge olma
başka ihsan istemem" deseydi hatırını soran Makedonyalı İskender'e.
Siz, hesap yaparken, bir şeyin gölgesini hesaba katar mısınız? Ben katmam.
Çünkü gölgeler solda sıfır gibidirler; bin tane gölge bir 'şahsiyet' etmez,
tıpkı soldaki bin tane sıfırın toplam değerinin yine sıfır olduğu gibi.
İnsanlar ya gölgedirler, ya da şahsiyet. Gölge iseler, gölgesi oldukları
biri vardır; yani kölesi oldukları biri. O birine, siz 'gölgeci' de
diyebilirsiniz. Gölgeci, insanları kendisinin gölgesi olarak görmekten zevk
duyar. Ve hiçbir gölge iradeli hareket edemez.
Gölgelerin ne sevgileri gerçek sevgidir, ne de nefretleri sahici nefret.
Onlar, kendisinin patlıcanın değil padişahın dalkavuğu olduğunu söyleyen
muzip gibidirler; sevgi ve nefretleri gölgecininkine ayarlıdır. Emirle
severler, emirle nefret ederler.
Oysaki şahsiyetler, kendilerine ait bir kafa ve kendilerine ait bir yürek
taşıdığının bilincinde olan insanlardır. O kafayı düşünmek, analiz yapmak,
yerinde onaylamak ve yerinde reddetmek için; o yüreği de duymak, sevgiye
değer olanı sevmek, inanmaya değer olana inanmak, nefreti ve inkarı gerekli
olandan da nefret etmek ve reddetmek için kullanırlar.
Gölgenin "ben idraki" olmaz; dolayısıyla "omurgası" da olmaz. Bu nedenle,
hiç bir gölge hiç bir zaman "bir başkası olmaktan” kurtulup "kendisi"
olamayacaktır. Ve omurgası olmayan hiç bir gölge, hiç bir zaman dik
duramayacaktır.
Gölgelerle yapılan siyasetin içerisinde "şahsiyeti" aramak da beyhude bir
uğraştır elbet. Gölgelerin yaptığı siyasetin omurgalı olmasını beklemek
abesle iştigaldir. Dik durulması gereken yerde, dik durmasını
bekledikleriniz yerlerde sürünüyorlarsa, gerçek nedeni işte budur.
Tarihi bir tecrübedir: Kadrolar şuurlandırılır, kitleler şartlandırılır.
Peki bizde nasıl yürür bu işler: Kadrolar şartlandırılır, kitleler
şuurlandırılmaya çalışılır. Bu ikincisi olmayacak iş.
Gelelim kadrolara… Evet, kadrolar şartlandırılır, çünkü şuurlandırılırsa,
başlarında buldukları demirbaşların konumunu sorgulamaya, onların oraya
hangi çaba, liyakat ve vasıfla çıktıklarının hesabını istemeye başlarlar.
Onun için de, gölgeci liderler şu ezeli taktiği uygularlar: Dama çık,
merdiveni çek. Merdiveni çek ki, senden sonra kimse senin çıktığın yere
çıkamasın. Ondan sonrası kolay: Bir yandan "Hadi aslanlarım, koşun, geride
kalanı elerim!" salvoları, bir yandan da "O kadar da değil, beni geçeni
vururum!" tehditleri.
Tüm sorunumuz, insan kumaşının kalitesinde düğümleniyor. Kumaşı kaliteli
insanları siyasete taşırsanız, kaliteli siyaset üretirler; ticarete
taşırsanız, kaliteli ticaret. Tersi de geçerli. O halde, en akıllıca
yatırım, siyasetten de, ticaretten de önce, insan unsuruna olan yatırım.
Tabi ki, hayatın alanları, birbiriyle bıçak sırtı gibi ayrılan şeyler
değildir. Ne ki, "Ne yapmalı?" sorusunun doğru cevabı da "Nereden
başlamalı?" sorusundan bağımsız bulunamaz. Geleceğin inşası için harekete
geçen bir kitlenin, politikaya yatırımının insan unsuruna olan yatırımına
oranı, bir buz dağının su üstündeki kısmının su altındaki kısmına oranı
kadar olmalıdır. Yalnızca böyle yapan bir hareket, toplumsal dönüşümün
lokomotifi olmayı hak eder ve yaşadığı zamanın aktif öznesi olur. Değilse,
kendisine umut bağlayan kitlelerin umutlarını yad ve yabancı lokomotiflerin
hoyrat emellerine peşkeş çeken birer vagon olurlar ki, bu tam da yaşadığı
zamanın "pasif nesnesi" olmaya tekabül eder.
Bütün bunları bana hatırlatan, Rasulullah'ın Buhari tarafından aktarılan
bir hadisi oldu. Burada aktarayım, bakalım size neler hatırlatacak:
"İnsanlar da develer gibidir: Bazen yüz tanesi bir arada bulunur da,
içlerinden, binmek için bir tane bile bulamayabilirsin." Mustafa İslamoğlu



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/6/2008 - Karısını Seven Erkrğin Duası


Image Hosted by ImageShack.us
ALLAH'ım, onun başı ağrımasın benim ağrısın..
O üşümesin , ben üşüyeyim...
O aç kalmasın , ben kalayım...
O üzülmesin, ben üzüleyim...
Onun canı sıkılmasın, benim sıkılsın...
Genç yaşta dul kalmasın, ben kalayım

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Anladım beyhude imiş fazlaca tedbir eylemek Bir kulun karı değildir takdiri tebdil eylemek ( KANUNİ)

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

geceesintisi